|
|
|
Sohbet Odalari |Canli Sohbet | SohbetChat
|Turkce Sohbet
|YarismaChat |
 |
TurkArkadas
Kıskanclik Kıskanan Erkekler Bayanlar
> Kıskançlık
hasta eder mi?
Eğer sürekli olursa, evet. Kıskanç insan o zaman bir
çeşit tünel bakışı edinir: Sadece karşısındakinin elde
ettiği olumlu kazanımları görür ve bunlara genellikle
fedakârlık ve gayretle ulaşıldığını reddeder. Bu arada
kendisinin hiç çaba göstermediğini de yok sayar.
Bastırılmış öfke, hayatına hükmetmeye başlayan bir
duyguya dönüşünce kendisine sunulan fırsatları göremez
hale gelir. Kendini sinsice zehirlemek olarak da
nitelenebilir bu durum.
Kıskançlığın sık
rastlanan nedenleri nelerdir?
Her şey kıskanılabilir: Para, statü sembolleri,
güzellik, hatta tamamen tesadüfler sonucu oluşan mutlu
olaylar bile. Ama yavaş koşan birinin kıskandığı kişi,
sıra dışı hızlı bir sporcu değildir. Maaşlı çalışan
birinin yeryüzündeki adalete kuşkuyla bakmasına neden
olan da bir mütimilyarder değildir. Onu kışkırtan kişi,
biraz daha gayretli olan karşı dairesindeki komşu ya da
kendisinden biraz daha fazla kazanan meslektaşıdır. Ve
genelinde hiç tanımadığı kişileri değil, daha çok
dostlarını kıskanır. Ama tüm bu kıskançlık nedenleri
sorunun sadece bir yüzünü oluşturur. Temelde kıskanç
insan bir başkasını sahip olduğu şeylerden aldığı hazdan
dolayı kıskanır.
Demek ki sorun
somut farklılıklardan kaynaklanmıyor?..
Aynen öyle. Bir örnek verelim: Bir davette
karşılaşan iki kadın düşünün. İkisinin de üstünde aynı
model elbise var: Ve ikisi de birbirini kıskanır! Her
biri de diğeri için elbisenin ona daha çok yakıştığını
ve bu nedenle daha büyük bir tatmin duyduğunu düşünür.
Bu da işin prensibini gösterir: Kıskançlık gerçekte
insanın bir başkası için varsaydığı fiziksel durumlardan
kaynaklanan bir duygudur. Eğer herkes her şeye eşit
miktarda sahip olsaydı, dünya üstünde kıskançlık yine de
yok olmazdı.
Kıskanma eğilimi
daha fazla olan insanlar var mıdır?
Bu pek araştırılmadı. Ama karşımıza sıkça çıkan
bir örnek var: Kıskanç insanlar hayat hikâyelerini
anlatırken düşlerini gerçekleştiremedikleri ortaya
çıkar. Genellikle istedikleri mesleği seçememişlerdir.
Dolayısıyla da güçlü yönlerini ve gerçek yeteneklerini
sergileyemedikleri alanlarda çalışmak zorunda
olduklarını düşünürler
|
|
|
|
|
|
|
Evliliginizi
Kiskançliga Feda Etmeyin
Prof. Dattillio, ‘sonradan öğrenilen bir şey' olarak nitelendirdiği
kıskançlığın bir hastalık değil ama bir bozukluk olduğunu, kişilerin
güvensizlikleri nedeniyle olaylarla başedemedikleri zaman kullandıkları
bir savunma mekanizması olduğunu belirtti.
Kıskançlığın temelinde özgüven eksikliği ve yetersizlik düşüncesinin
yattığını, dışlanmışlık duygusunun da bunu tetiklediğini anlatan Prof.
Dattillio, herkesin hayatının bir döneminde bu tür duygular yaşadığına
işaret etti.Prof. Dr. Dattillio, “Ancak bu düşünceler evlilik ve
ilişkilerde kıskançlığa neden olan temel faktördür” dedi. Kıskançlığın
genel olarak evliliklerin ilk birkaç yılında görüldüğüne değinen Prof.
Dattillio, şöyle konuştu:
“Evliliklerin yüzde 50'sinde farklı şekillerde kıskançlık görülüyor.
Kıskançlığın görüldüğü evliliklerin yüzde 10'unda, aşırı kıskançlık
nedeniyle şiddete başvuruluyor. ABD'de kadın ve erkeklerde görülme oranı
eşit ve aşırı kıskançlık genellikle evlilikleri bitiriyor.” Prof.
Dattillio, kıskançlığın temelinde yatan özgüven eksikliği ve yetersizlik
düşüncesinin uzun sürede kişiyi depresyona sürüklediğini de vurguladı.
BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI
TERAPİ
Herkeste bir parça kıskançlık olduğunu, ancak dozu arttıkça bozukluğun
ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Dattillio,”Eğer normalde yapmadığınız
şeyleri yapıyorsanız, örneğin eşinizi takip ettirmek ya da öfke
patlamaları yaşamak gibi, o zaman normal kıskançlığın ötesinde
kıskançlıktan söz ediyoruz demektir” diye konuştu. Hafif dozdaki
kıskançlıkta kişinin, bu duyguyu hissetmeden önce neler düşündüğünü
yakalamaya çalışması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Dattillio, aşırı
durumlarda ise profesyonel yardım alınması önerisinde bulundu. Özellikle
çiftler arasındaki kıskançlığın tedavisinde son 15 yıldır “bilişsel
davranışçı terapisi” uyguladıklarını anlatan Prof. Dr. Dattillio, bu
terapide kişiye o an neler düşündüğünü, bu düşüncelerinin ne kadar
mantıklı olduğunu kanıtlarıyla birlikte parça parça yazdırdıklarını
bildirdi. Kıskançlığın kişilerin paranoyak bir hayat sürmelerine de neden
olduğunu kaydeden Prof. Dr. Dattillio, terapi sonunda bozukluk tamamen
ortadan kaldırılamasa bile bununla baş etmeyi öğrettiklerini sözlerine
ekledi |